|
25 Haziran 2007
BASIN DUYURUSU
-I-
OYAK BANK’IN SATIŞIYLA İLGİLİ OLARAK 20 HAZİRAN 2007’DE GENEL MÜDÜR DR. Ş.
COŞKUN ULUSOY TARAFINDAN YAPILAN KONUŞMA VE SUALLERE VERİLEN CEVAPLAR :
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Değerli basın mensubu arkadaşlarım
hepiniz hoş geldiniz. Böyle güzel bir günümüzde hepinizi burada
görebilmek bizlere mutluluk veriyor. Her toplantıda aranızda yeni ve
daha genç yüzler görüyorum, bundan da ayrıca ben şahsi seviyede mutluluk
duyuyorum. Hepiniz hoş geldiniz.
Değerli arkadaşlar, dün sizlere açıkladığımız gibi OYAK grubu kendi
faaliyet alanlarını yeniden pozisyonlama, yeniden geliştirme ve dış
dünyaya açılma stratejisi ve planları içerisinde birtakım çalışmalara
başladı. Bunlar çerçevesinde sizlere 1 sene evvel ilan ettiğimiz gibi
bankanın da yeniden değerlendirilmesi ve Türkiye’de gelişen çerçeve
içinde yeniden ele alınması doğru olacaktı. Bu ışık içinde sizlere
öncelikle 2005 yılının başlarında bankayı bu yeniden yapılanma ve
pozisyonlama planı içinde değerlendireceğimizi ve şartlar oluşursa
satabileceğimizi açıklamıştım. Ondan sonra da çeşitli görevli
arkadaşlarım gerekli zamanlarda bu açıklamayı tekrarladılar.Sümerbank’ı
alıp OYAK Bank’la birleştirme çerçevesi içinde verdiğimiz söz ışığında 5
sene bu konuda faaliyete geçmedik. Fakat 5 senemiz geçen Ağustos ayında
dolduktan sonra gerekli adımları attık ve bu konuyu değerlendirmeye
aldık. Bu çerçevenin içinde sizlere dün de ifade ettiğimiz gibi OYAK
Bank’ın bütün hisselerini Hollanda menşeli ING Bank’a 2 milyar 673
milyon dolara nakden ve defaten gerekli izinler alındıktan sonra satma
konusunda anlaştık.
Sizlere ING Bankası hakkında birkaç kelime söylemek istiyorum; ING
Bankası dünyada birçok borsalarda kote ve temelde Hollanda menşeli bir
banka. Bu banka Amsterdam, Brüksel, Londra, Newyork ve Zürih
borsalarında dünyaya açık, büyük bir global finansal hizmetler kuruluşu.
Bu kuruluşun yönetimine hakim tek bir büyük hissedar yok. Bütün
hissedarlar en son tespite göre en fazla % 5 oya sahip. Bu demektir ki
böyle büyük bir kurumun hisseleri bütün dünyada yatırımcıların eline
geniş bazlı olarak yayılmış durumda. Bu kurum, dünyanın önde gelen
global finansal kurumlarından biri. Kendileriyle bu işlemi yapmaktan
mutluluk duyuyoruz ve böyle bir kurumun Türkiye’de bulunmasının
Türkiye’deki finans piyasasının gelişmesi açısından da yapılan adımlar
göz önüne alındığında, bugüne kadar Türkiye’de bankacılık sektöründe
atılan adımlar göz önüne alındığında, yararlı bir çizgi yönünde
ilerleyeceğini de düşünüyoruz.
Arkadaşlar, önce size kısaca OYAK Bank hakkında da birkaç şey
söyleyeyim; OYAK grubu OYAK Bank’ın tamamına 1993 yılında sahip olmuş.
Ondan sonra ismini OYAK Bank olarak değiştirmiş. Bunu takiben yaptığı
çeşitli çalışmalarla da bir yere getirmiş. Bizler görev aldığımız zaman
OYAK Bank 11 şubeli, nispeten ufak bir bankaydı. Biz 2001 yılında 6
bankanın birleşmesinden oluşturulan ve 6 bankaya bunlardan bir tanesinin
ismi, yani Sümerbank ismi verilen bir kuruluşu satın aldık, aradan geçen
5 yıl içinde biz inanıyoruz ki Türkiye’ye çok büyük bir değer
kazandırdık. O günkü şartları hatırlayın, 2001 yılının şartlarını
hatırlayın. Cumhuriyet tarihinin en büyük krizi oluşmuştu. Büyük bir
gerginlik ve ekonomide çöküntü yaşanıyordu. O kritik ortamlara rağmen,
krize rağmen, biz OYAK Bank’ı almaktan imtina etmedik, bundan korkmadık.
Bunu geliştirebileceğimizi, geliştirirken de hem OYAK grubuna hem de
Türkiye’ye değer yaratabileceğimizi, düşündük. Eğer biz bu çalışmayı
yapmamış olsaydık, o günlerde bu adımı atmamış olsaydık bugün itibariyle
yaratılan değer yaratılmamış olacaktı. Ayrıca o günlerde bu kuruluşlarda
çalışan 3 bin 500 kişi de işsiz kalacaktı. O günlerde ortaya konulan
inanç ve iddia bugünlerde neticede 2.7 milyar dolarlık bir değerin
oluşmasına, hem de 5 sene gibi çok kısa bir zamanda oluşmasına yol açtı.
Bu oluşturulan değer lafta kalmadı. Realize oldu ve bugün Türkiye
gerekli işlemler yapıldıktan ve müsaade alındıktan sonra, alınırsa ve
alındıktan sonra, bugün için Türkiye’ye, Türkiye’nin bu kritik
ortamlarında 2.7 milyar dolarlık bir değer, ilave değeri getirmiş
olacağız. Biz bundan mutluluk duyuyoruz.
OYAK Bank Türkiye’de önemli bir isim, fakat pazar payı itibariyle
nispeten ufak bir pazar payına sahip bir banka. Bunun daha da
geliştirilebileceğine inanıyoruz. Bunu, satın alma işlemi tamamlandıktan
sonra ING Bankasının gerekli adımları atarak sağlayabileceğine de
inanıyoruz. Zaten bu inancımız olmasaydı bu işlemi yapmazdık.
Bu atılan adımla, bu yaratılan değerle biz OYAK grubu olarak yeni
ufaklara adım atabileceğimizi düşünüyoruz. Türkiye’ye birçok yabancılar
geliyor, yabancılar yatırım yapıyor, çeşitli alanlarda yatırım yapıyor,
bilhassa bankacılık alanında yatırım yapıyor. Bankacılık alanında
yapılan yatırımlar çeşitli yorumlara da yol açıyor. Biz kendi ufak
payımızla da olsa yarattığımız değerle Türkiye’ye gelen yabancı
yatırımcıların ülkelerine Türk bayrağını taşıyabileceğimizi ümit
ediyoruz. Onlar Türkiye’de yatırım yapabilirlerse biz de oralarda
yatırım yapacağız. Biz zaten Türkiye’de yatırım yapıyoruz, yaptık,
yapmaya devam edeceğiz, ama bizler de ufkumuzu öteki alanda, öteki yönde
geliştirebileceğiz. Ben inanıyorum ki bu seçim ortamında, Türkiye’nin
kritik gelişmelerinin yaşandığı, değerlendirildiği bu ortamda ING
Bankası’nın attığı adım Türkiye devletine, Türkiye Cumhuriyetine,
devletin kurumlarına, bu ülkenin insanına, millete olan güveni ifade
etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti kurumlarıyla ayakta her zaman
kalacaktır. Bu ülkenin insanı ülkesini geliştirmeye devam edecektir ve
bu inancın karşılığında da daha güzellikler yaratacaktır. Sanıyorum
bizim inandığımız bu husus Türkiye’ye gelen yatırımcıların da inandığı
bir husus, ki neticede bu yatırımlar gelişerek devam ediyor.
Ben, Türkiye’ye 5 senede bu değeri kazandıran, öncelikle bankamızın önde
gelen ve fedekarane çalışma sergileyen arkadaşlarıma ve bu konuda
bizlere teveccüh gösteren, bizlerle çalışan müşterilerimize ve
insanımıza öncelikle buradan huzurlarınızda da teşekkür etmek istiyorum.
Bu yapılan çalışmanın, atılan bu adımın Türkiye Cumhuriyetine, Türk
milletine, neticede bu yatırımcı olan OYAK grubuna ve bu çalışmaları
bundan sonra sürdüreceğini ümit ettiğimiz ING Bankası’na hayırlı
olmasını diliyorum, hepinize katıldığınız için ayrı ayrı teşekkür
ediyorum.
Müsaade ederseniz şimdi ING Bankası’nın CEO’sunu, ING grubunun CEO’sunu
davet etmek istiyorum. Michel, …
Arkadaşlar, aynı anda arzu edenler için simültane İngilizce-Türkçe
tercüme de yapılacak.Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Değerli
arkadaşlarım sizlere mümkün olan kısa şekilde söylemek istediklerimizi
aktarmaya çalıştık. Ama eminim ki sizlerin soruları vardır, öğrenmek
istediğiniz ilave hususlar vardır. Ben ve Michel onları cevaplamaktan
mutluluk duyacağız. Buyurun, önce bayanlardan başlayalım.
Gazeteci Elif Batu YENER (Referans)- Bir kere çarpan
konusunda bir şey sormak istiyorum, şimdi sizde çarpan, yani bu öz
sermayeye ilişkin kaç katı…… anlamına gelen çarpan 3.26 olarak
oluşmakta. Burada ise bu 3.9, Finans Bank’ın, 3.7’ydi. Analistler de
bunu şöyle açıklıyorlar; öz sermaye getirisine bakarak bankalarda, neden
düşüklüğü konusunda. Sanırım sizin öz sermaye getiri oranı % 10. Bu
konudaki değerlendirmeniz neler? Bir de siz askeri bankasınız,
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Teker teker sorarsanız suallerinizi
belki daha kapsamlı cevap veririm. Çünkü cevap verilirken bir önceki
sual unutulabiliyor, sizleri bilgilendirebilmek için teker teker alayım
suallerinizi uygun görürseniz.
Önce sorduğunuz suale cevap vereyim; arkadaşlar, önce suali açıklamak
için genel bir bilgiyle başlamama müsaade edin. Nasıl bizler uzunlukları
metreyle, sıcaklığı dereceyle ölçüyorsak, bu bankacılık sektöründe de
alışagelmiş bazı ölçüm metotları var. Bunlardan en çok kullanılan ikisi
fiyat/kazanç oranı ve fiyat/defter değeri oranları. Fiyat/kazanç oranı,
fiyat belli. Zaten dolar olarak da ifade edildi, fakat onun dışındaki
defter değeri ve kazanç faktörleri değişik şekillerde ve değişik
zamanlara yönelik olarak ifade edilebiliyor. Bankacılıkta çeşitli
ölçütler de kullanılıyor. Türkiye’de biliyorsunuz defter değeri veya
beklenen kazançlar Türk Lirası, veya Yeni Türk Lirası diyelim, ama bu
ülkenin para birimi üzerinden hesaplanıyor. Bu ülkenin para birimini ne
zaman, hangi kurla çevirdiğinize göre bir kere ortaya çıkan değerler
değişiyor. Unutmayın fiyat dediğiniz zaman yukarıya dolar yazdığınız
zaman altına kazanç da deseniz, defter değeri de deseniz gene dolar ile
yazmanız lazım. Ama bu her ikisi de Türkiye’de Türk birimiyle, lirasıyla
ifade edildiğine göre, demek ki öncelikle bunları birtakım varsayımlar
altında, birtakım kurları esas kabul ederek dolara dönüştürmeniz lazım.
Bu işin birinci tarafı. Peki hangi zaman itibariyle veya süreç
itibariyle olan değerleri değiştireceksiniz. Çünkü defter değeri bir
zaman noktasında hesaplanır, kazançlar ise bir süreci ifade eder. Bir
zaman içinde, bir yerden bir yere olarak hesaplanır bildiğiniz gibi.
Tıpkı bilançonun bir zaman noktasında, kâr/zarar hesabının bir süre,
yani yıl içinde genelde hesaplandığı gibi. Dolayısıyla sizin yaptığınız
ölçümler de birkaç şeye, kurlara ve hangi zaman noktasına ve hangi para
birimlerine bağlı olarak hesaplandığına göre muhakkak ki değişecektir.
Şimdi şöyle diyelim; bizim dünkü açıklamamızda da ifade ettiğimiz zaman
biz size bu işin koordinatlarını vermeye çalıştık. Ne dedik? 2006 yılı
sonu itibariyle dedik ve BDDK mevzuatına göre hesaplanmış değerler
üzerinden dedik. Şimdi BDDK mevzuatına göre yapılan hesaplar vardır,
milletlerarası finansal standartlar vardır. IFRS deniyor. Türkçeye UFRS
olarak girdi. Onları baz olarak alırsanız ki Avrupa’da bunlar, IFRS,
yani UFRS dediğimiz standartlar, ölçütler esas alınıyor rakam farklı
çıkar. Fakat biz kendi ülkemizde BDDK’nın koyduğu standartlar içinde
yaptığımız rakamları esas alıyoruz. Dolayısıyla bizim yaptığımız
hesaplar veya bize yapılarak bize ortaya konulan bu işin milletlerarası
uzmanlarınca bize tevdi edilen oran hesapları bir kere öncelikle
BDDK’nın standartlarına göre yapılmış hesaplardır. IFRS dediğimiz
UFRS’ye göre yapılmış rakamlar değildir.
Biz 2006 yılı sonunda gerçekleşmiş, kapanmış, BDDK tarafından
onaylanmış, dış denetçiler tarafından onaylanmış ve sizlere dağıtılan,
arzu ettiğiniz taktirde internette de girip bakabileceğiniz 2006 yılı
faaliyet raporunda ifade edilen rakamları kullandık. Biz demek ki bu
işlerde adet olduğu üzere 2006 yılı sonu rakamlarını kullandık ve
Türkiye’nin mevzuatına uygun BDDK’nın onayladığı rakamları kullandık.
Bir de bu rakamlar da kullanılırken değişik uygulamalar var, her
sektörde olduğu gibi değişik tercihler de yapılabiliyor. Ayrıca bu
rakamları kullanırken, mesela gelirlere bakalım, vergiden evvel mi,
vergiden sonra mı? Değişik uygulamalar var. Arzu eden arzu ettiği
şekilde bu hesapları kendi doğru bildiği, kendi kabul ettiği varsayımlar
altında yapabilir. Biz hangi varsayımlar ve hangi standartlar ışığında
yaptığımızı ifade ettik. Eğer bu rakamları UFRS’ye göre yapar veya
2007’nin değişik bir zaman noktası itibariyle alır bakarsanız bu
rakamlar az da olsa değişecektir. Ama benim ifade ettiğim rakamlar
çerçevesinde yaparsanız, ki bize tevdi edilen rakamlar böyle, fiyat ve
satış fiyatının defter değerine olan oranını biz 3.9 olarak
hesaplıyoruz. Anlattım bu kadar şeyin ışığında, ve fiyatın beklenen
kazançlara oranı olarak ifade ettiğimiz de 37 olarak hesaplıyoruz. Ama
dediğim gibi değişik varsayımlar altında arzu edenler kendi değişik
hesaplarını yapabilirler. Biz neye göre hesapladığımızı bildirdik.
Bilmiyorum kapsamlı ifade edebildim mi?
Evet, ikinci sorunuz.
Gazeteci Elif Batu YENER (Referans)- Siz askerin bankası
olarak biliniyorsunuz ve internet sitelerinde görmedim ama bazı
telefonlara da mesajlar gelmiş, emekli paşaların itirazı varmış bu
bankanın satışı konusunda. ERDEMİR konusunda da tam tersi bir tepki
sergilemişlerdi hatırlıyoruz alınması konusunda. Yani bir ulusal bilinç
söz konusuydu OYAK için akla gelen. Bu konuda değerlendirmenizi merak
ediyorum.
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- O değerlendirmeyi de yapayım.
Dediğim gibi benim bütün gün vaktim var, sizlerin vakti olsun sadece.
Gazeteci Elif Batu YENER (Referans)- Var efendim.
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Ama gene de tabii az, öz cevaplar
iyidir. Biliyor musunuz iyi cevap nasıl olurmuş? İyi cevap İskoç
etekliğine benzermiş. Ana konuları örtmeliymiş, kapamalıymış ama ilgi
çekecek kadar da kısa olmalıymış. Şimdi ilginizi çekecek kadar kısa
ifade edebilir miyim bilmiyorum, ama anlatayım. Bir kere biz askerin
bankası tabirinin yanlış olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’de isteyen
istediğini düşünür de, biz bunun yanlış olduğunu düşünüyoruz. OYAK
askerin bankası değil, askeriyede çalışan personelin, emeklilik fonu
olarak kurulmuş bir kuruluşun yatırım yaptığı bir iştiraktir. Bütün
iştirakler gibi ihtiyaca bağlı olarak, stratejilere bağlı olarak alınır
ve satılabilir. Ayrıca Türkiye’de 70 tane banka vardır. Bir TÜPRAŞ, bir
Telekom, bir ERDEMİR için bunları söyleyemeyiz ve söylemedim de. Ama
sizlere bir hatırlatmada bulunmama lütfen müsaade edin. Arkadaşlar, 2001
yılında birçok defalar ifade ettim ama bir tanesini bulabildim ifade
ettiklerimden, tekrar hatırlatayım da kayıtlarımızda ileriki yıllara
Türkiye olarak bırakacağımız belgede, bilgide hata olmasın. Çünkü
Türkiye’de herkes konuşuyor da bilgiyle konuşma yönünde
cesaretlendirmemiz lazım insanlarımızı.
Bakın, OYAK ordunun holdingi değil demişim, tarih de 28.11.2001. O
sıralarda bu bankanın alımıyla ilgili bir konuşma yapılıyor ve ben bu
bilgiyi vermişim. İsterseniz bütün hepsini okuyayım ama sizi , yani
bilgilendirmek bakımından belki, uzatmadan şöyle okuyayım; OYAK orduya
ait değil demişim. Çok açık, net bir cümle, kısacık bir cümle. OYAK
orduya ait değil, orduda çalışanların kurduğu bir Sosyal Yardımlaşma
Kurumu. Ordunun parçası değil. Ordunun organizasyonunda OYAK’ın yeri
yok. Ordu iktisadi bir şey yapmıyor. Ordu sınırları bekliyor. Biz ordu
mensuplarının gelirlerini değerlendiriyoruz. Bu şekilde aynı hizmeti
yaparak da sivillere de hizmet vermek istiyoruz şeklinde birtakım
konuşmalar olmuş.
Şimdi, 2001 yılından beri söylediğim bu mesaj 2007 yılına geldik hâlâ
yerine varmamış. Ben bazen kendi ifade kabiliyetimden şüpheye düşüyorum.
Ama tekrarlaya tekrarlaya ben bazı şeyleri kamuoyunun gündemine
sunabileceğimizi, siz de bana yardım ederseniz mesajımı iletmekte,
sunabileceğimizi düşünüyorum. Çünkü Banka “ordunun” bankası değil.
Banka, Türkiye’de kanunlara göre kurulmuş bir banka, bir yatırım unsuru
olarak OYAK Kurumu tarafından değerlendirilmiş bir kuruluş. Ordunun
bankası olmaz. Ordu ticaret yapmaz, yapmamalıdır. Ordu, bütün hepimizin
ortak göz bebeği olarak kanunda belirlenen görevlerini yapar. Ticaret
ordunun işi değildir. Ama bu insanlar maaşlarını kazandıktan sonra
kanunda kanunlar çerçevesinde onu bir yerlere koyup, biz emekli
olduğumuz zaman bize emekli ikramiyesi, maaşı ver diyorlarsa bunu
yapıyor olmamızın biz yanlış olduğunu düşünmüyoruz. Aynı şeyi Emekli
Sandığı da yapıyor. Bütün devlette çalışanlar oraya paralarını
koyuyorlar, emekli olurken alıyorlar. Biz de ilave, ikincil bir çalışma
olarak bunu kanunlar çerçevesinde yapıyoruz. Orduyla bizim bir alakamız
yok, askerin bankası demenin doğru olmadığını düşünüyorum. İzah etmeye
çalıştığım bu çerçeve içinde.
Gazeteci Cihan ORHAN (Patronlar Dünyası)- Emekli
komutanlar paramızı çekeceğiz diyorlar.
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Türkiye demokratik bir ülke diyoruz
ama, bu demokrasi kavramını tabii biz her şeyi ağzımıza geldiği şekilde
söylemek şeklinde yorumlayalım mı onu da bilmiyorum, takdir kişilere
ait. Herkes kendi değerlendirmesinde, işlemlerinde özgür. Çekmeyecekler
de vardır, bir taraf haklı, bir taraf haksız demeyelim. Bu belirli
kuralları olan, kurumsallaşmış bir yapı içinde alınmış bir karar. Bir
zaman bir yatırımı yapmış olmamız ilanihaye o yatırımı sürdüreceğimiz
anlamına gelmemelidir. Biz yatırımcı bir kuruluşuz.Benzer kuruluşlara
Amerika’da, Avrupa’da “private equity” diyorlar. Yani bir yerlere
yatırım yapıyor, çalıştırıyor, kazancını alıyor, başka bir yerde daha
büyük bir imkan, fırsat görüyor oraya gidiyor. Biz % 3’lük, % 4’lük bir
payla Türkiye’de esas faaliyet konumuz olmayan bir alanda
çalışmalarımızı sürdürmektense Türkiye’ye daha büyük katkılar
yapabileceğimiz, Türkiye içinde ve Türkiye dışında katkılar
yapabileceğimiz alanlara geçmek istiyoruz. Bankacılık çok globalleşti.
Bu globalleşmenin içinde Türkiye gibi bir ülkede % 3, % 4 payı olan bir
bankanın dış dünyalarla irtibatı kuvvetli olmayacak bir çizgide
hayatiyetini sağlıklı bir şekilde sürdürmesi takdir edersiniz ki zor
olacaktı. Ama biz yurtiçinde ve yurtdışında daha etkin olabileceğimiz
alanlara gitmek istiyoruz. Keza Türkiye’de dediğim gibi 70 küsur banka
var. Bizim nispeten ufak bankamız bunlardan sadece biri. Öte yanda
neticede Türkiye’de sadece tek olan bir kuruluşun satışını veya
kontrolünü devrettiğimizi burada ifade etmiyoruz. Onun da altını
çizeyim.
Başka arkadaşlara da şans verelim mi?
Gazeteci Elif Batu YENER (Referans)- Son bir sorumu sorup
devredeceğim.
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Peki.
Gazeteci Elif Batu YENER (Referans)- ERDEMİR tek, Türk
Telekom tek dediniz, aynı şekilde karşılaştırılamaz dediniz öz olarak.
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Kendi düşüncem.
Gazeteci Elif Batu YENER (Referans)- Bu etkin alanlar
nedir efendim, parayı nasıl değerlendireceksiniz?
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Türkiye içinde yeni yatırım alanları düşünüyoruz.
Gördüğünüz gibi biz perakende çizgisinden yavaş yavaş uzaklaşıyoruz.
Eskiden Ordu Pazarları denilen bir zincirimiz vardı, bu perakende
çizgiden çıktık. Bankacılık da temelde perakende bir çizgi. Bugün 360
noktada insanımızla hergün yüz yüze geliyoruz, ama OYAK isminin olduğu
bir yerde, kişilerle yüz yüze perakende bazda karşı karşıya gelmenin
doğru olup olmadığını biz her zaman sorguladık. Dolayısıyla ilk
attığımız, yani günlük perakendeden çıkma adımımızı bu adımla daha
ileriye götürdüğümüzü düşünüyoruz. Bizler bu çerçevede bu elimize
geçecek kaynakları, ki beş yılda 3 bin 500 kişiyi işsiz bırakmanın
ötesinde yok olup gidecek bir değeri, bugün 3.5 katrilyonu aşmış veya
2.7 milyar dolar mertebesinde bir değere dönüştürdükten sonra bu değeri
yeniden bu halk için hem ülke içinde, hem ülke dışındaki yatırımlarına
dönüştürmek doğru. Bu yatırımlar neler olabilir? Bu yatırımlar enerji
olur, bu yatırımlar yurtdışında bizim de Türkiye’ye gelenlere karşı
güzel bir cevabımız olacak yabancı yatırımlara dönüştürmek olur. Bunlar
tabii Türkiye içinde ve Türkiye dışında karşılaşacağımız fırsatlarla
ilgili. Ama kimse merak etmesin öyle herkesin merak ettiği gibi “işte
ERDEMİR’i aldıkları için bu bankayı satıyorlar” düşüncesine de lütfen
kapılmayın. Bakın 2001 yılından beri şu banka askerin bankası değil
deyip duruyorum. Bunu da yıllardır söylüyorum, biz bu konuyu gündeme
getirdiğimiz zaman, bu yeniden pozisyonlamayı gündeme getirdiğimiz zaman
2005 yılının başıydı. 2005 yılının başında ve ortasında tekrarladığımız
bu konudan sonra TÜPRAŞ, ERDEMİR ilanları gazetelere verildi. Biz,
ERDEMİR’le ilgilenme kararını Ekim 2005’te aldık. 2006’da, Şubat ayında
ERDEMİR’i devraldık. Böyle ikisinin arasında bir ilinti kurulması doğru
değil. Burada ele geçen kaynaklar, elde edilen kaynaklar ihtiyaca göre
kullanılır. Mesela bizim Şubat ayında yanılmıyorsam bir 500 milyon
dolarlık ödememiz geliyor. Zaten bizim bir kaynaklar havuzumuz var.
Paranın üzerinde banka satışından gelen veya diğer işlerden gelen para
yazmıyor ki. O gün gelince, vadesi gelince biz bu borcumuzu eda
edeceğiz. Ondan sonra ERDEMİR’in üzerindeki borcu, zaten 10 senelik bir
borç. 3 senesi ödemesiz. Bugünkü faiz hadleriyle bakıldığında iyi faiz
hadleri var, niye ödeyelim. Günü gelir, ihtiyaçlar doğar ödeyebiliriz.
Ama şu anda ödeme yapmak için bir plan yapmadık. Elimizdeki bu güçlü
kaynağı, güçlü miktarlarıyla çok daha iyi alanlara yatırmamız, bunu
Türkiye içinde, Türkiye dışında kullanmamız daha doğru değil mi? Yani
bunu buraya ödeyip de yurtdışında yatırım yapsak, bu sefer onun için
borç alsak ne değişecek? Alınmış bir borç, gidiyor. 10 sene, 3 senesi
ödemesiz. Gitsin. Ben yurtdışında yatırım yapacağım veya başka bir
yatırım yapacağım diye tekrar borç almaktansa bu borcu yerinde
bırakırım, gider bu kaynağı o borç alacağım diğer imkanlara yatırırım.
Onun için bu ikisinin arasında böyle bilip bilmeden bağlantı kurmak
yanlış. Ayrıca size bir şey daha hatırlatayım arkadaşlar; bazı şeyleri
insan mantığının ve bilginin ışığında değerlendirmek ve de insaflı olmak
lazım. Biz ERDEMİR’e bu yılsonunda ne kâr açıkladık? Açıkladığımız kâr,
1 yıl evvelki kârın UFRS’ye, Milletlerarası Standartlara göre
hesaplanmış kârının 3.5 misliydi. Şu anda ilk 3 ay ERDEMİR kârının ne
olduğunu hatırlıyor musunuz? İlk 3 aylık ERDEMİR kârı bankanın bir bütün
yıllık kârından fazla. Bu ilk 3 aylık kârı geçen seneki aynı döneme
nispetle 4-5 misli fazla net kâr, faaliyet kârı 9 misli fazla. Şimdi
böyle performansı olan bir faaliyetin bizi sıkıntıya soktuğunu, o
sıkıntı giderilsin diye bizim banka sattığımız düşünülebilir mi? Böyle
bir şey olabilir mi? Yani bu hangi finansal mantığa ve hesaba uyar? İyi
niyetle bakmak esas. İyi niyetle ve bilgiyle bakıldığı zaman bazı şeyler
ortaya çıkacaktır. Ama iyi niyet unsurunu çıkartır da yerine başka bir
şey koyarsanız resim biraz bulanıklaşıyor. Bence resmin bulanıklaşmasına
müsaade etmeyin, bunlar Türkiye’nin kaynakları, imkanları.
Bu arada hep bana soru soruyorsunuz ama Michel’e sorularınız var mı?
Peki, buyurun.
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Bir de ben bir ilave yapayım
arkadaşlar, belki beyefendinin söyledikleri çerçeveye ilave olur. Biz
OYAK Bank olarak Türkiye’de yapacağı çalışmalara güvenmediğimiz bir
bankayı buraya satmazdık. Çünkü geçmişte biz bazı taleplerle karşı
karşıya kaldık. Bu talepleri değerlendirmeye almadık. Bazı basına yanlış
yansımalar da olsa biliyorsunuz biz çok konuşan bir grup değiliz. O
konularda konuşmasak da kendi değerlendirmemizin gereğini yerine
getirdik. Birleşmeye müsaade edildikten sonra, OYAK Bank satıldıktan
sonra da ING grubuyla çalışmaya devam edeceğiz, ING grubuyla çeşitli
faaliyetlerimizde beraber bankacılık ve diğer hizmetleri sürdürmeye
devam edeceğiz. Gayet tabii ki pazar şartları altında ve fiyatlar
altında. Ama, hani sattık ve bir daha merhaba demeyeceğiz şeklinde bir
anlayış varsa yanlış olur. Kendi üyelerimiz de bizim bu konudaki
görüşümüzü bilmeleri açısından bunları ekleme ihtiyacını duydum.
Buyurun.
Gazeteci Yağız ŞENKAL (Show TV)- Gerçi biraz belirttiniz
ama kafalarda soru işareti kalmasın diye bir kez daha soracağım. Siz
2005’te yaptığınız toplantıda kırmızı bayraklı, kırmızı-beyaz tişört
renginde, tişörtler giyerek yabancı sermayeye belli bir kesime karşı
olduğunuzu belirtmiştiniz. Şimdi böyle bir çalışma, biraz çelişki
olmuyor mu acaba?
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Olmuyor. Çünkü, size bir kere daha
hatırlatayım, bununla ilgili ben internete cevap koydum, bu tip konuları
sık yazan yazarlara mektuplar yolladım, özel sohbetlerde anlattım ama
nedense, artık nedenini sorgulayayım mı, sorgulamayayım mı bilmiyorum,
nedense bu konu tekrar gündeme geliyor. Arkadaşlar, biz 2005 yılının
sonbaharında güneyde bir toplantı yaptık, güneyde yaptığımız toplantı
bizim bayilerimiz ve iş ortaklarımızla yapılmış bir toplantıydı. Kendi
personelimizden az bir miktar da temsili olarak arkadaşlarımız
bulunuyordu. Gaye; bu iş ortaklarımıza 5 senelik bir çalışmamızın
sonunda teşekkür etmek, vardığımız noktayı onlarla paylaşmaktı. Ama daha
da önemlisi, herhalde gözlerden kaçtı ama videolar duruyor, konuşmalar
duruyor, daha da önemlisi yeni logomuzu tanıtmaktı. Yeni logomuz gene
OYAK’ın renkleriyle hazırlanmış bir loğuydu, kırmızı-beyaz.
Kırmızı-beyaz renk kimseyi rahatsız etmesin. Yani biz şimdi o gün
kırmızı-beyaz değil de mavi-beyaz giyseydik daha mı mutlu olacaklardı? O
zaman ne diyeceklerdi? Biz, o gün sadece logomuzun renklerini de
kullandık, ayrıca kırmızı-beyaz tişört denilen şey sadece kolunda ince 1
santimlik zırh olan, buradaki logoyu ortaya çıkartsın diye planlanmış,
bir arkadaşımızın dizayn ettiği bir çalışmaydı. Oradaki toplantıda bir
aidiyet, bir birliktelik duygusu olsun ve güneyin sıcağında da hepimiz
rahat edelim, kimse kendini takım elbise, kravata ihtiyaç hissetmesin,
duymasın diye düşündüğümüz bir güzel çözümdü.
Şimdi, bu olay kırmızı-beyaz olarak bence değerlendirilmesi ne derece
doğru bilmiyorum, çünkü logomuz kırmızı-beyaz. Ayrıca kırmızı-beyaz
renkleri de ben çok seviyorum, orası birinci nokta. İkinci nokta, orada
biz arkadaşlarımıza logomuzu tanıttık, yaptığımız 5 sene hakkında bir
çalışma yönünde söyleyeceklerimizi söyledik, hatta sohbet olsun diye
ilerleyen saatte, benim de konuşma saatim dolmadığı için, ana konuları
kapsayayım ama hani ilginç de olsun, kısa olsun diye, sonuna doğru kendi
şahsi görüşüm olarak, vurgulayarak internette koyduğum, videosunu da
isteyene verebileceğim sohbetimsi bir konuşma yaptım. Kayda geçmesi
babında lütfen müsaade edin de bir kere daha okuyayım da siz de bizimle
ilgili olan vatandaşlarımızın vicdanlarına, belki sunarsınız.
Arkadaşlar, konuşma aynen kayıtlardan, internetteki sitemizden,
isteyenlere de videolardan kelimesi kelimesine şöyle; “Kurumumu
bağlamamak üzere ben size kendi görüşümü ifade edeyim. Benim gönlüm ne
TÜPRAŞ’ın, ne ERDEMİR’in özelleştirilmeye sunulmasını istemiyordu”.
Gönül benim değil mi, şahsi görüşüm, “istemiyordu. Ben özelleştirmeye
karşı değilim, bazı alanlarda özelleştirilme yapılmasının gerekliliğine
inanıyorum. Türk müteşebbisine nefes alanı verilmesinin, onun
yaratıcılığının ortaya konulmasının gerekli olduğuna inanıyorum ve bu
alanların çok sayıda olduğunu, Türkiye’de böyle alanların olabileceğini,
varolan alanlardan da devletin çekilmesi gerektiğine de inanıyorum. Bir
ayakkabıda, bir bezde veya benzeri alanlarda devletin işletme içinde
olmasını tasvip etmiyorum. Ama bir Telekom, bir TÜPRAŞ, bir ERDEMİR’in
katiyetle özelleştirilmesini de istemiyordum. Arkadaşlar, bunlar
stratejik kuruluşlar.” Stratejikten gayem; Türkiye’de bunlardan birer
tane var, 70 tane değil. “Türkiye Cumhuriyeti 80 küsur yıllık tarihinde
uğraştı, didindi, çok sıkıntılar çekti, birçok nesil “dünya yüzü
görmeden” derler ya, hakikaten dünya yüzü görmeden çalıştı ve gitti.
Onlar bize arkada sonuçta emekleriyle bu üç stratejik kuruluşu
bıraktılar. Zaten düşünün bizim pek başka sanayi kuruluşlarımız da yok.
Büyük, gelişmiş, dünyayla rekabet edebilecek, o çizgilere çıkmış
kuruluşları, ne yazık ki bu cumhuriyet birçok şeyi yapamadığı gibi 80
yılda da bunlardan fazlasını yapamadı. Ama bu yapılanlar da terle,
emekle, gözyaşıyla, hele Cumhuriyetin kurulmasıyla başlarsak canla
kuruldu, başla ilerledi, bugünlere geldi ve biz şimdi onları satıyoruz.
Eğer satılacaksa muhakkak ki bizlerin elinde olsun, bu ülkeye gönül
vermiş insanların elinde olsun, bizlerin doğru kullanımında olsun diye
elimizden gelen gayreti, her şeyi yapacağız. Değerli dostlarım, bugün
özelleştirmeye giren kurumların birçoğu devlet kurumları. Yani sanki
Türkiye devleti diyor ki; “ben istemiyorum, başka devletler var mı?
Buyurun alın?” Ya doğrudan devlet kurumları, ya başka devletlerin ismi
ortaya çıkmasın diye özel kurum adı altında gelen kuruluşlar ihalelere
giriyorlar. Bunlar bizi bir Türk evladı olarak üzen hususlar. Onun için
gönlümüz istiyor ki şu yıllarda uğraştık, didindik, hangi rakamlardan
nerelere geldik, bütün bu rakamlar”, OYAK rakamlarını kastediyorum, “bir
işe yarasın, bir fayda sağlasın, hem OYAK üyelerine, bu arada hepimize,
yani Türk milletine ilave yeniden bir yarar yaratsın, fayda sağlasın.”
Ben bunda kendi açımdan üzülecek hiçbir şey görmediğim gibi, bu
sözlerimin sonuna kadar arkasındayım. Burada gördüğünüz gibi, benim
söylemediğim, mesela; “ milli kuruluşlar yabancı sermayeye satılmamalı”
gibi bir cümle var mı? OYAK yönetiminin sözleri filan değil bunlar. Var
mı öyle milli kuruluşlar, yabancı sermayeye satılmasın diyen bir cümle?
Bazen bunları gördüğüm zaman da, bir insanoğluyum ben, üzülüyorum. Çünkü
bu Kurum yabancılarla da ortaklıklar kurmuş, Türkiye’de o yıllarda bu
tip hizmetlerin, ürünlerin olmadığı yıllarda bir şeyler üretmiş, ortaya
koymuş. Yabancılarla da iş yapılır, yabancılarla da gerekli ortaklıklar
kurulur, alınır, satılır. Eğer kurulmasında bir zarar varsa devlet
müsaade etmez. Zarar yoksa, biz de bu faaliyetin içindeysek, gereğini
yapıyoruz ama biz eleyerek yapıyoruz. O bakımdan, hele benim
söylemediğim, hiçbir zaman da söylemeyeceğim, çünkü ne söyleyeceğimi ben
daha iyi bilirim ama bana söylemediğim şeylerin atfedilmesi de bir
insanoğlu olarak, tabii siz de takdir edin, benim için hoş bir şey
değil. Türkiye’nin bir sürü gündemi varken OYAK yönetiminin ne dediği,
ne demediği, hele bilhassa haksız olarak demedikleriyle gündeme gelmesi,
bu kadar değer yaratmış, Türkiye’ye milyarlarca doları sıfırdan bitmiş
bir bankayı alarak dünya standartlarında satılabilir bir banka haline
getirmiş bir yönetimi de üzüyor. Bunları da parantez içinde hafif
dertleşme babında söylemiş olayım. Evet, buyurun en arkadaki arkadaşım.
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Ben de şunu eklemek
isterim; biz rekabete her zaman varız. Bizimle rakip olmalarında hiçbir
mahsur yok, dostlar da rekabet edebilir. Dolayısıyla emeklilik alanında
bizimle rakip olacaklarsa hoş gelsinler, biz her türlü rekabeti
memnuniyetle karşılarız. Yanılmıyorsam şu anda bizim şirketimiz, -yanlış
olabilir, onun için bir kere daha bakmakta fayda var- şu anda bu konuda
kâr eden tek şirket. Dolayısıyla daha fazla kârın yolu da rekabetten
geçiyor. Buyurun Hanımefendi.
Gazeteci Tuba TEKEREK (Milliyet Gazetesi)- TÜPRAŞ’ın,
ERDEMİR’in stratejik önemi olduğunu söylediniz. Buralarda ufak bir tutum
sergilenebileceğini,
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Şahsi görüşüm olarak.
Gazeteci Tuba TEKEREK (Milliyet Gazetesi)- Tek bir
bankanın satışından farklı bir tutum sergilenebileceğini söylediniz. Ben
bankacılık sektörünün geneline ilişkin olarak şahsi görüşünüzü merak
ediyorum. Bankacılık sektörünün genelinde yabancı payı konusunda bir
sınırlama getirilmeli mi, getirilmeliyse ne olmalı?
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Biz planlarımıza göre bankacılık
sektöründen çıkmayı düşündüğümüze göre bu konuda cevap vermem benim için
doğru bir adım olmaz. Onun için ben birçok konuda olduğu gibi şahsi
görüşlerimi müsaadenizle kendime saklayayım. Belki bir sohbet sırasında
konuşuruz ama, bakın 40 yılda bir kere ben şahsi bir görüş açıkladım. 2
senedir şahsi görüşümü izah ediyorum, daha kimselere anlatamadım.
Biliyorsunuz ben kaç yıldır bu camiaların içindeyim, Ziraat Bankası
yıllarıma, Halk Bankası yıllarıma gidin, değil mi? 1987’ler, 88’lerden
başlayın, kaç yıldır bu camianın içindeyim, devamlı kamuoyunun
önündeyim. Siz benim bir kere faizlerle ilgili bir cümle söylediğimi,
kurlarla ilgili bir tek cümle söylediğimi veya herhangi bir şekilde bir
yorum yaptığımı duydunuz mu? Hayır. O konuşma, bize yardım etmiş,
bizimle beraber büyümüş ve bizim başarımıza ortak olmuş insanlara benim
böyle bir şahsi dertleşmemdi. Halbuki hâlâ niye kırmızı-beyaz giydiğim
soruluyor, hâlâ niye bu şahsi görüşümü açıkladığım sorgulanıyor. Şimdi
benim bunlardan gözüm korktuğu için bundan sonra mavi-beyaz gömlek
giyip, görüş açıklamayacağım. Buyurun.
Gazeteci Barış BEKAR (Para Dergisi)- Coşkun Bey, şimdi
sabah gazetelere şöyle bir genel anlamda, siz de bakmışsınızdır, Finans
Bank satıldığı zaman bu “memlekete 2 milyar dolar yabancı sermaye geldi”
haberleriyle verilirken bugünkü gazeteler “OYAK Bank da gitti” ya da
daha bir negatif verildi. Şimdi bunun nedeni siz basınla en çok davalı
yöneticilerden birisiniz. Mesela bu üç büyük grubun birinin CEO’susunuz
ve ben Sabancı’dan ya da Koç’tan köşe yazarlarıyla ya da gazetecilerle
davalı kimseleri hatırlamıyorum ama sizin en azından 4-5 tane kişiyle
davalık olduğunuzu biliyorum. Yani bu davalardan kazandığınız oldu mu?
Basınla barışık biri misiniz? İlk sorum size bu.
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Şimdi bir kere ben basınla barışık
mıyım, değil miyim işte sizler buradasınız, sizler karar verin. Ama kaç
yıldır bu camianın içindeyim. Ben öyle çok gezen, yiyen, içen biri
değilim ve reklamı çok veren bir kurumları yönetmedim. Ne Halk Bankası,
ne Ziraat Bankası, ne OYAK, ne ondan evvel görev yaptığım yerlerdeki
kurumlar bu tip çizgilerin içinde olmamayı tercih eden kurumlardı. Tabii
bu politikaları da tespit eden neticede bendim. Dolayısıyla ben kendimi
herkesle barışık görüyorum, onların da benimle barışık olduklarını ümit
ediyorum. Ama gazetecinin objektif gazetecilik yapmak durumunda
olduğunu, o düşünceyi ifade eden arkadaşlarımızın da eğer yorumları
varsa vicdanlarından gelen yorumu, kızgınlıklarından gelen yorumu
söylememeleri gerektiğini düşünüyorum. Eğer kendi kızgınlıklarını veya
şahsi düşüncelerini dediğiniz gibi yansıtıyorlarsa bence Türkiye halkına
karşı haksızlık ediyorlar. Onların görevi şahsi sıkıntılarını ifade
etmek değil durum neyse objektif olarak vermek olmalıdır diye
yorumlarım. Başka yorumlar da olabilir mi? Olabilir tabii, ben bu
dünyaların içinde çok olmadım bu bir. İki, niye böyle yorumlar yapıldı
ve tek bir ağızdan aynı başlıklar, aynı çizgiler onu bilmiyorum. Ayrıca
biliniz davalık olan ben değil OYAK tüzel kişiliği.
Gazeteci Barış BEKAR (Para Dergisi)- Bilmediğimiz özel bir
nedeni mi var acaba?
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Hayır, bir özel nedenimiz yok. Ama
diyelim ki, bazı böyle durumlar var. Bu durumlar bence bir hukuk
devletinde ters düşen bir durum değil. Biri bir şey söylüyor, ben aynı
görüşte değilim, ne yapacağım aynı görüşte olmaz isem? Aynı olayı
kamuoyuna duyurmanın yolu, tek bir yolu var değil mi hukuka inanan
insanlar için, devletin hakemliğine başvurmak. Devletin hakemliğine
başvurmanın adı mahkemeye gitmek, başka ne yapabilirim ki? Ya boyun
eğeceğim, o zaman ona basın faşizmi derler ki Türkiye’de olmadığına
inanıyorum ve ben de boyun eğmeye de niyetli biri olmamam gerektiğini de
düşünüyorum. Çünkü ben kötü bir şey yapmıyorum, bir görüş açıklıyorum. O
açıklayacak, ben de açıklayacağım, uzlaşamadık, devletin hakemliği
olacak. Bu bence ayıp ve sıkıntılı bir çizgi olarak yorumlanmamalı. Eğer
ben haksızsam haksızım, eğer onlar haklıysa haklı, o konuda bir şey
dememek lazım ama sanıyorum ilişkilerin temelinde de kırgınlığa dayalı
habercilik değil daha güzel çizgiler olmalı. Öte yandan bu konuda
hakikaten öyle düşünmediğimi de şöyle ifade edeyim. Mesela ben geçen
Şeker Bayramı’nda ERDEMİR’i tanıtan toplantılar yaptım. Biliyorsunuz ben
yılda bir defa konuşurum, ama ERDEMİR olduğu için ikinci defa konuştum
geçen sene. ERDEMİR’i ve güneydeki kuruluşlarımızı tanıttık. ERDEMİR
gezisine bizzat iştirak ettim. Günlerce gazetelerde yer aldı.
Dolayısıyla ben bunu iyi bir çizgi, doğru bir çizgi olarak algılıyorum.
Ama bu şekilde bugün sizin bahsettiğiniz algılama var ise, durum var ise
nedenini benim sizlere sormam lazım eğer ortada bir neden arayacak isek.
Ben bir neden de aramıyorum, bir sebep de aramıyorum, ben görevimi
yapıyorum. Bugün Türkiye’ye 2.7 milyar dolarlık bir değer yaratmış,
bitmiş bir bankalar grubunu alıp bu noktalara getirdiysem,
milletlerarası standartlarda satılabilecek duruma getirdiysem, sattıysam
ben bunu, bırakın OYAK’ı, Türkiye’ye hizmet olarak görürüm, iftihar
ederim, inşallah gün gelir doğru algılanır diye ümit eder ve yoluma
devam ederim.
Ben size bir şey hatırlatayım arkadaşlar. İçinizdeki gençler
bilmeyebilir. Ben Ziraat Bankası’nda görevliyken Atatürk’ün bir
özdeyişini her sene bastırır ve herkese yollardım. Tek hediyem de zaten
oydu, ben başka ne hediye aldım, ne hediye verdim. Ama herkese hediyem o
olurdu. O hediye de mealen şunu derdi; “inandığını yapacaksın, ona buna
yağ çekmeyeceksin, doğru bildiğinden şaşmayacaksın, zorluklara karşı
geleceksin, yanında olmayacaklar karşında olacaklar, olsun,
direneceksin, sonunda da aferin diyenlere teşekkür edeceksin” gibi bir
şey diyordu galiba. Şimdi de, gün gelir aferin denirse ben de teşekkür
ederim umuduyla bekliyorum. O bakımdan ben inandığımı ve doğru olanı hem
Türkiye için hem kendi temsil ettiğim kuruluş için yaptığıma inanıyorum.
Eğer bu kavgaların içinde olmasaydım, daha kazançlı başka işlerin içinde
olurdum. Ben bu bankayı isteseydim kendi paramla da alabilirdim. Bu
durumlara getirebilir miydim bilmiyorum ama bizim buraya ödediğimiz para
o günün parasıyla 50 milyardı. Bitmiş bir bankaydı yahut en azından o
fiyata verdiklerine göre, durum ortadaydı.
Şimdi, 3 bin 500 kişiye iş vermişim, bugün 5 bin 500 kişi olmuşuz. Yarın
bu daha da artacak. Bir değer yaratılmış, ve bu değer milletlerarası
boyutta değer kazanıyor. Dolayısıyla yorumlar yorumu yapanların
takdiridir.
Gazeteci Elif Batu YENER (Referans Gazetesi)- Bir şeye
alındım da o yüzden açmanızı rica edeceğim. Gazeteci olarak, şöyle bir
cümle kurdunuz, dediniz ki; çok gezen, reklam veren kurumları
yönetmedim.
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Yönetmedim.
Gazeteci Elif Batu YENER (Referans Gazetesi)- Davalarla
ilgili olarak, biraz açar mısınız.
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Türkiye’de bazı iddia sahiplerinin
böyle şeyler olduğunu söylediği için ben bunu da kabul etmediğimi ve
aynı çizgiye girmediğimi ifade ediyorum, doğru bir şey söylüyorum. Çünkü
Türkiye’de her şey söyleniyor ve bunlara da basınımızın çok kırıldığını,
darıldığını da bildiğim için ben böyle bir şey de ayrıca ne yaptım, ne
yapıldı, ne de beklendi onu ifade etmek için söyledim. Ama öte yandan
bir kırgınlık varsa da ne yapayım ki, dedim. Yani elden bir şey
gelmiyor. Buyurun.
Gazeteci Ufuk ŞANLI (Aksiyon Dergisi)- Öncelikle
konuşmanızın başından beri vurguladığınız hususa gerçekten katıldığımı
ifade etmek istiyorum. Yaklaşık 35 bin dolara aldığınız bir bankayı
bugün 2.7 milyar dolara satmak gerçekten önemli bir başarı diye
düşünüyorum.
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Teşekkür ederim.
Gazeteci Ufuk ŞANLI (Aksiyon Dergisi)- Burada da emeği
geçen tüm OYAK yönetimini kutlamak gerektiğine inanıyorum. Benim sormak
istediğim husus; konuşmanızın bir yerinde bahsettiğiniz bir nokta vardı,
“biz güvenmediğimiz bir ortakla zaten çalışmazdık” dediniz. Fakat, bir
yandan da bankanın ismini ortağınıza devretmemeniz bana bir anlamda
çelişki gibi geldi. Yani daha önceki açıklamalarınızı okuduğum zaman;
“OYAK Bank ismini biz elimizde tutacağız, fakat ortağımıza
devretmeyeceğiz” dediniz. Bu bir paradoks, bu bir çelişki değil mi?
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Değil. Hemen şöyle ifade edeyim; biz
ortaklık yapmıyoruz, bankayı satıyoruz. Ortaklıklarımızda ismimizi
kullanabiliriz, biz işin içindeyiz. İşin içinde olmadığımız noktalarda,
bize ait bir şeyi biz kullanmak istiyoruz. Dolayısıyla biz ortaklık
yapmıyor olduğumuz için ismimizi ortada bırakamayız. Ama bakın bizim
başka ortaklıklarımızda ismimiz kullanılıyor, çünkü biz işin içindeyiz.
Bizim olmadığımız bir yerde ismimiz niye olsun düşüncesinden hareket
ediyoruz. Ayrıca bunun dediğim gibi bir güvenle de alakası yok. Bu bize
ait bir isim, biz kullanmak istiyoruz.
Gazeteci Ufuk ŞANLI (Aksiyon Dergisi)- İsmi ne
yapacaksınız diye tabii bu durumda doğal olarak sormak zorundayım.
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- İsmi ben bilmiyorum. Şu anda dediğim
gibi BDDK’dan müsaade bekliyoruz. Müsaadeyi aldıktan sonra Michel isim
konusunda herhalde değerlendirmeyi o yapacaktır.
Gazeteci Mustafa YÜKSELBABA (Reuters)- Bu gelen parayla
yapılacak yatırımlar konusunu tekrar sormak istiyorum. Çünkü enerji
dediniz, başka sektörler de var mı yatırım yapabileceğiniz, şu anda
düşündüğünüz? Bir de yurtdışında yatırımdan söz ediyorsunuz, sanırım bir
plan var kafanızda. Hangi ülkede olabilir, hangi sektörlerde, hangi
bölgede? O konularda biraz daha bilgi verirseniz memnun oluruz.
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Şimdi o konularda gerekli hazırlığı
yaptığımız zaman ve gerekli ortamlarda yapmam herhalde öyle açıklamaları
daha doğru olur diye düşünüyorum. Çünkü şu anda burada ING ve OYAK Bank
konusu için toplandık, konu onların olsun, gün onların olsun. O
konularda çalışmalarımız devam ediyor. Ama şu anda mesela Türkiye’de çok
ciddi bir yatırım için görüşüyoruz, gene bu enerji alanında olacak.
Ayrıca bir başka yatırım alanında teklif vermeye hazırlanıyoruz.
Dolayısıyla şu anda gündemimizde, masamızda iki tane çalışma duruyor.
Yurtdışına yönelik çalışma belirli bir aşamaya gelince herhalde
açıklamamız doğru olacak. Çünkü açıklamaktan eminim ki gurur duyacağız,
mutluluk duyacağız. Ama şu an itibariyle, dediğim gibi bu ortamda
gerekli detaylar oluşmadan müsaade edin de açıklamayayım. Biraz daha
rekabetçi olabileyim dış dünyaya karşı, müsaadenizle.
Gazeteci- Yurtdışı mı efendim, biri yurtdışı mı olacak?
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Hayır, bu iki tanesi de Türkiye
içinde, biri yurtdışına yönelik bir çalışma. Buyurun.
Gazeteci Kayhan ÖZTÜRK (Ekonomist Dergisi)- Ben bu satışla
ilgili bir soru sormak istiyorum tekrar; OYAK Yatırım ve OYAK Portföy bu
satışa dahil mi?
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- OYAK Yatırım bu satışa dahil değil.
OYAK Portföy zaten bankanın sahip olduğu bir iştirak. Banka bütün
varlıklarıyla birlikte, binasıyla ve diğer yatırımlarıyla birlikte
satışa konu.
Gazeteci Kayhan ÖZTÜRK (Ekonomist Dergisi)- Sigorta
şirketine Siz konuşmanızda anladığım kadarıyla 70 banka var dediniz,
yani stratejik bir önemi olmadığını vurgulamak açısından. Bir o kadar da
sigorta şirketi var. Sigorta şirketini de satmayı düşünüyor musunuz
mesela?
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Dediğim gibi biz bir temelde yatırım
şirketiyiz. Elimizdeki kaynakları ya finansal enstrümanlarda ya
şirketlere yatırım yaparak değerlendiriyoruz. Eğer burada olduğu gibi
makul bir değeri bulduğunu düşünürsek niye yapmayalım. Ama şartların
oluşması, gereklerin oluşması çerçevesinde. Yani netice itibariyle
alınır ve satılır, biz bir ticaret işindeyiz. Diğer bütün piyasada olan
benzerlerimizin yaptığını bizim de yapmamız doğru olur. Öteki türlü
rekabet edemeyiz, rekabet edememek demek başarılı olamamak, başarılı
olamamak demek bize emanet edilen kaynakları heba etmek demek olur ki
bunu yapmamız doğru olmaz. Biz de piyasanın gerekleri çerçevesinde
meselelere bakmalıyız, en doğrusu bu. Buyurun, siz sıradaydınız.
Gazeteci Esin ÇETİNEL (Radikal Gazetesi)- OYAK Bank satış
süreci başladıktan sonra birçok grubun ismi geçti. Ben isim istemiyorum
ama kaç grupla görüştünüz çok merak ediyorum. Çünkü çok sayıda, hiç
yerli bir grupla görüşme yapıldığı mı OYAK Bank’ın satışıyla ilgili?
Birinci sorum bu.
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Birinci soruyu cevaplayayım; hangi
gruplarla görüştüğümüz veya ipucu verecek şekilde sayı söylememiz
yaptığımız anlaşmalar çerçevesinde engellenmiş durumda. Biliyorsunuz
görüşme yapılan kuruluşlarla böyle durumlarda bir gizlilik anlaşması
yapılıyor. Bu, milletlerarası geçerliliği olan, yaptırımları ağır bir
anlaşma. Bu çerçevede bu konulara yönelik hiçbir soruyu
cevaplamayacağımı oralarda tekeffül etmiş bulunuyorum. Ama şu kadarını
söylememin o mevzuata girmeyeceğini düşünüyorum; hayır, Türkiye’de bir
Türk grubuyla konuşmadık. Buyurun, ikinci bir sorunuz vardı.
Gazeteci Esin ÇETİNEL (Radikal Gazetesi)- Satış sözleşmesi
içerisinde çalışmaya yönelik taahhütler var mı? Örneğin siz OYAK’ın maaş
ödemelerine varana kadar yapıyorsunuz OYAK personeline. Herhangi
taahhütler var mı şu kadar yıl grup destekleyecek veya çalışacak diye?
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Hayır, öyle bir taahhüt yok,
vermemiz söz konusu da olmazdı. Çalışma yönünde bir taahhüt olamaz. Biz
piyasadayız, piyasa şartlarının dışında birtakım taahhütlere girmemiz ne
doğru olur, ne de uygun olur.
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Son bir soru arkadaşlar lütfen,
vakit çok dar. Pardon bir şey söyleyeyim; arkadaşımın sorularını
cevaplayayım, ondan sonra anladığım kadarıyla bazı televizyonlarımız
görüşme yapmak istiyorlar, onlara cevap vereyim. Arzu eden
arkadaşlarımla, kardeşlerimle ayaküstü de olsa onların sorularını
cevaplamaya çalışayım. Müsaade ederseniz öyle yapalım, çünkü anladığım
kadarıyla yayın saati sıkıntıları var. Buyur kardeşim.
Gazeteci İbrahim ACAR (Vakit Gazetesi)- Son soru da
benimki olmuş olsun. OYAK Bank da eminim diğer bankalar gibi
müşterilerine en iyi hizmeti sunabilmek için en detaylarına kadar almaya
çalışmıştır. Mesela hepimizin malum annesinin kızlık soyadına kadar
hizmet verilirken sağlıklı hizmet açısından bunlar alınıyor. OYAK’ın da
müşterileri arasında hem Silahlı Kuvvetlerin mevcut çalışanları hem de
emekliler bulunuyor. Bu anlaşma sırasında bu müşterilerin bilgileri de
mi satılmış oldu? Silahlı Kuvvetler gibi stratejik bir kurumun
mensuplarının bilgilerinin bu şekilde satılmış olması stratejik
açısından, ülkenin stratejisi ve güvenliği açısından bir sorun
olabileceğini düşünüyor musunuz?
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Siz düşünüyor musunuz? Soruyu sormuş
olmanıza memnun oluyorum, bütün sorulardan ayrıca memnun oldum, hepinize
o konuda ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Ama kısa bir cevapla bitireyim
gene. Bu konuda herhangi bir şekilde ülke güvenliğini sıkıntıya sokacak
bir adım atmamız bizim ne kişisel seviyede ne kurumsal seviyede
düşünmediğimiz, düşünemeyeceğimiz, katiyetle yapmayacağımız bir husus
sizlerin de, bizlerin de Türk vatandaşları olarak, bu ülkenin çocukları
olarak gönlümüzü ferah tutmamız lazım. Muhakkak ki gereken yapılmıştır,
yanlış bir şeyin yapılması söz konusu olamaz. Bu kadar ülkeyi savunan
kurumlarımız varken, ülkeyi savunacak da burada açık verecek diye
düşünmeyin.
Gazeteci İbrahim ACAR (Vakit Gazetesi)- Efendim şurada ara
bir resim alabilir miyiz?
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Bir dakika arkadaşlar, şöyle bir
önerim var. Müsaade ederseniz, bütün bu çalışmanın, bu satışa konu olan
çalışmanın mimarlarını ben müsaadenizle buraya çağırayım da o
arkadaşlarımızı da görün.
Gazeteci İbrahim ACAR (Vakit Gazetesi)- İkinizi önce
alsak.
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Peki, ikimizi alın ama (fotoğraf
çekimi) böyle mi daha iyi. Onu da yaparız… hani siz birer tane çekin de
onu da yaparız. Hadi peki çocuklar. Çocuklar sayenizde ben hiç
politikaya atılmayacağım, çok zor bu işler. Bir de bana soruyorlar
politikaya atılacak mısınız? diye. Katiyen. Gelin, arkadaşlar buyurun.
Gazeteci- Efendim çok genç Genel Müdürünüz. Büyük bir
başarıya imza attılar.
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Bütün OYAK Bank çalışanlarını
temsilen genç arkadaşım burada. Bakın biz Hakan Bey’i aramıza aldık,
bütün OYAK Bank çalışanlarının gözbebeğimiz olduğunu göstermek için.
Gazeteci- Hakan Bey devam edecek mi efendim görevine?
Dr. Ş. Coşkun ULUSOY- Onu artık bana sormayın. Evet,
arkadaşlar tamam herhalde değil mi? Diğer arkadaşların çalışmasına mani
olmayalım. Hadi bizde el sıkışalım diyorlar, hadi Hakan sağ ol. Teşekkür
ediyoruz. Evet, arkadaşlar hepinize teşekkür ediyorum. Güzel sorularınız
için de ayrıca teşekkür ediyorum, tekrar görüşmek üzere.
Saygılarımızla,
OYAK Genel Müdürlüğü
|